Mutlak Haklar Sınırlı Sayıda Mı? Bir Gecenin Hesaplaşması
Kayseri’nin sakin akşamlarında, bazen birden içimden bir soru geçer. Bu soru bazen bir fırtına gibi sarar beni, bazen ise sadece bir rüzgar gibi geçip gider. O gün aklımdan geçen sorulardan biri de şuydu: Mutlak haklar sınırlı sayıda mı? O kadar basit bir soru gibi görünüyor, ama bir şekilde beni derin düşüncelere sürüklüyor.
Bunu kafamda sorgulamaya başladığımda, Kayseri’nin karanlık sokaklarında yürürken birden zihnimde bir olayı hatırladım. Bu olay, aslında bana bu soruyu sormama neden olmuştu.
Bir Sabah: Anlatılmaz Bir Hisle Uyanmak
O sabah, hayatımın belki de en zor günlerinden birine uyanmıştım. Bir arkadaşım, çok sevdiğim bir insan, bana kötü bir haber vermişti. Üzüldüğüm kadar şaşkındım da. Sevgilisiyle ayrılmışlardı. Ama bu basit bir ayrılık değildi. Beni en çok etkileyen şey, ayrılığın içinde bir adaletsizlik vardı. Onların ilişkisi, bana göre çok daha değerli bir şeydi. Bazen çok sevdiğin birini kaybetmek, aslında bir tür “hak kaybı” gibi gelir ya… İşte o an, aklımdan geçen ilk şey şu oldu: “Hadi ya, her şey sınırlı mı?”
Benim gözümde, o ilişkilerinde her şey çok “mutlak”tı. Bunu savunuyordum. Onların birbirlerine olan sevgisi, hakları – belki de birbirlerine duydukları güven, bu dünyadaki en kıymetli şeydi. Ama bu “haklar” gitti ve benim dünyamda bir şey eksildi.
Bir Konuşma: Yavaşça Gerçekleşen Bir Anlam
Gün boyunca içimde bu soruyla boğuşurken, akşam bir kafede buluştuk. Arkadaşım, gözlerinde bir buğululukla oturuyordu. “Benim de böyle düşündüğüm zamanlar oldu,” dedim ona, bir şekilde ona biraz rahatlama vermek isterken. Ama ne söyleyeceğimi tam olarak bilemiyordum. Onun acısını paylaşmak istesem de, bu basit kelimeler yeterli değildi. Gözlerindeki boşluk bana her şeyin “sınırlı” olduğu duygusunu hatırlatıyordu.
Kafede sohbet etmeye devam ederken, ben yine o soruya geri döndüm: Mutlak haklar sınırlı sayıda mı? Bunu arkadaşım duymadı, ama ben kendi kendime düşündüm: “Evet, bazen hayat, size bir şey veriyor ve bir şekilde alıp gidiyor. Haklar, istedikçe tükeniyor gibi… Ama ya tükenmeyecekse?”
O an içimde büyük bir çelişki hissettim. Hayat, bana göre her şeyin sınırsız olduğu bir yerdi. Kimse kimsenin hakkını alamazdı, değil mi? Ama işte o an bir farkındalık doğdu: “Belki de her şey gerçekten sınırlıydı.” Kimseye ait olmayan, sonsuz olabilecek haklar yoktu. Bu düşünce beni hem rahatlatıyordu hem de boğuyordu. Kaybedilen bir hak, geri getirilir miydi?
Bir Akşam: Geceyle Hesaplaşma
O akşam, Kayseri’nin sokaklarında yürürken, sanki her şeyin içi boşalmış gibiydi. Fikirlerim bir yanda, kalbim başka bir yanda atıyordu. Kafamda şunlar dönüp duruyordu: “Mutlak haklar sınırlı mı? Bir insanın sahip olduğu haklar, hayatını değiştirebilir mi? Yoksa her şey mi birer geçici miras?”
Bir diğer arkadaşım bana telefon açtı. “Nasılsın?” diye sordu. İkimizin arasında, biraz garip ama huzurlu bir sessizlik vardı. “Bir şeyleri kaybetmenin bu kadar derin bir anlamı olabilir mi?” diye sordum ona. O da belki bir zamanlar bu konuda aynı şeyleri düşünmüş biriydi. “Bazen hakların sınırlı olduğunu kabul etmek zor. Ama anlamadığın zaman, her şey birer kayıp gibi gelir.”
İçimdeki his, her geçen dakika biraz daha karmaşıklaşıyordu. Sanki zaman, bana hakların ne kadar sınırlı olduğunu öğretiyordu. O sevgiliye, o arkadaşa, kaybolan haklara – belki de her şeyin geçici olduğu, sınırlı bir dünyada bir şeyleri tutmaya çalışmak, en zor olandı.
Sonuçta: Haklar ve Gerçeklik
Evet, belki de haklar sınırlıydı. Ama şunu fark ettim: Bunu kabul etmek, bir kayıp anlamına gelmiyordu. Belki de her şeyin sınırlı olduğunu fark etmek, ona daha çok değer vermemi sağladı. O ilişkilerdeki haklar, birer geçici güzellikti belki. Ama hayat, kaybettiklerimizi bir şekilde bize hatırlatırken, aslında kazandığımız şeylerin ne kadar değerli olduğunu da öğretiyor.
Benim için, 25 yaşında bir genç olarak bu düşünceler, bazen acı verici olsa da, insanı büyüten, olgunlaştıran ve hayatı farklı bir açıdan görmeye iten şeylerdi. Haklar sınırlı mı? Evet, belki sınırlıdır. Ama her kaybın ardından bir kazanç da gelir. O kazancı görmek ve ona sahip çıkmak, gerçek hakka ulaşmak belki de en önemli şeydir.