İçeriğe geç

Farz et ki sen yoksun ne zamana kadar açık ?

Farz Et ki Sen Yoksun Ne Zamana Kadar Açık? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir Bakış

Herkesin hayatına bir noktada “Farz et ki sen yoksun ne zamana kadar açık?” sorusu girer. Bu soru, aslında bizim toplumumuzda var olan birçok haksızlık ve eşitsizliğin bir yansımasıdır. Gündelik hayatta birçoğumuz bu soruyu duymadan bile hissediyoruz. Bir kafenin kapalı olmasının ya da bir toplu taşıma aracının dolu olmasının ötesinde, bu ifade, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet ekseninde daha derin anlamlar taşır.

Toplumsal Cinsiyet ve Görünürlük: Açık Olmak Ne Demek?

Gündelik yaşamda çoğumuz, toplumsal cinsiyetin ve kimliklerin farkına bile varmadan, hayatımıza devam ederiz. Fakat bu farkındalık, bir gün sizden istenirse bir anda değişir. Örneğin, bir sabah İstanbul’un en kalabalık sokağında yürürken, fark edersiniz ki kadına yönelik sokak tacizleri hiç durmaksızın devam eder. İşe giderken, geceyi sokakta geçirmek zorunda kalan bir kadının ya da LGBTQ+ bireylerinin hissettiği güvensizlik bir lüksten çok bir hayatta kalma meselesidir.

“Farz et ki sen yoksun ne zamana kadar açık?” sorusuna dönersek, burada bu soruyu sürekli kendisine soran bir grup var: Kadınlar. Toplumda kadın olmak demek, sürekli olarak “var olma” mücadelesi vermek demek. Kadınlar, çoğu zaman toplumsal yaşamın dışına itilir ve çoğu alanda görünürlükleri azalır. Bu görünürlük eksikliği, sadece fiziksel olarak değil, aynı zamanda ekonomik, siyasal ve sosyal alanlarda da kendini gösterir.

Bir kadın olarak, sokakta yalnız yürümek ne kadar zor olabilir? Ya da bir kadının gece saatlerinde evine gitmesi ne kadar tehlikeli hale gelir? Bütün bu sorular, “Farz et ki sen yoksun ne zamana kadar açık?” sorusunun çok derin bir şekilde yankılandığı anlardır. Kadınların güvenliğini ve görünürlüklerini sağlamadan, toplumsal cinsiyet eşitliğini konuşmak neredeyse imkansızdır.

Çeşitlilik ve Ayrımcılık: Yoksunluk Ne Zaman Başlar?

Toplumumuzda birçok farklı kimlik var ve her bir kimlik, kendi mücadelesini vermek zorunda. “Farz et ki sen yoksun ne zamana kadar açık?” sorusunun altında yatan en büyük acı, yalnızca bir kimliğin görünür olduğu, diğerlerinin ise yok sayıldığı bir dünya tahayyülüdür. Çeşitlilik dediğimiz şey, her insanın farklı olduğu gerçeğine dayanır. Bu çeşitlilik, cinsiyet, etnik köken, din, dil, engellilik durumu ve diğer kimliklerle şekillenir.

Sokakta yürürken, bir başörtülü kadının aldığı bakışları gözlemlemek, LGBTQ+ bireylerinin kendilerini toplumun içinde ne kadar açık bir şekilde ifade edebildiklerini görmek, bize toplumsal çeşitliliğin ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor. Bu, sadece bir gözlem değil, bir gerçeklik. Hangi kimliklere sahip olduğumuz, bazen hayatımızın ne kadar “açık” olduğu veya ne kadar “kapalı” kaldığıyla doğrudan bağlantılıdır.

Geçtiğimiz hafta, metrobüste yolculuk yaparken yanımda bir LGBTQ+ bireyinin sesli olarak taciz edilmesine şahit oldum. İnsanların bir kimliği yüzünden açıkça hakarete uğraması, toplumsal cinsiyet ve çeşitlilikten nasıl uzaklaşıldığını gözler önüne seriyor. O bireyin “yoksunluğu” yalnızca toplumsal normlar tarafından değil, toplumun buna verdiği tepkiyle de pekiştiriliyordu. Peki, neden bu kadar “kapalı” bir toplumda yaşıyoruz? Çünkü farkındalık eksik, çünkü saygı eksik, çünkü bu kimliklerin varlıkları çoğu zaman yok sayılıyor.

Sosyal Adalet: Ne Kadar Açığız?

Toplumda adaletin sağlanabilmesi için herkesin eşit bir şekilde var olabilmesi gerektiği de bir başka gerçek. Sosyal adalet, sadece gelir dağılımından ya da eğitimden ibaret değildir. Aynı zamanda, toplumsal kimliklerin ve çeşitliliğin eşit bir şekilde görünür kılınması, her bireyin eşit haklara sahip olması demektir.

“Farz et ki sen yoksun ne zamana kadar açık?” sorusunu, özellikle iş yerinde veya toplumsal alanlarda daha net bir şekilde hissedebiliriz. Toplumda en çok ayrımcılığa uğrayan kesimler, çoğu zaman kendi sesini duyuracak yer bulamaz. Bir iş yerinde kadınların, engelli bireylerin ya da etnik olarak farklı kimliklere sahip kişilerin daha az temsil edilmesi, onların varlıklarının “yoksun” olduğu anlamına gelir. Bu durum, yalnızca fiziksel değil, psikolojik bir engel de yaratır.

Geçenlerde bir arkadaşımın işe alım sürecinde yaşadığı ayrımcılığı konuşuyorduk. Müslüman kimliği nedeniyle başörtüsü takan bir arkadaşım, iş görüşmesinde birçok kez “Farz et ki sen yoksun” dediği bir ortamda buldu kendini. Görüşme, başörtüsüyle ilgili birkaç dolaylı sorudan sonra sona erdi. Bu tip deneyimler, insanların “açık” olamamasının ve toplumsal adaletin eksikliğinin ne kadar tehlikeli bir hal aldığını gözler önüne seriyor.

Sonuç: Herkes İçin “Açık” Bir Toplum

“Farz et ki sen yoksun ne zamana kadar açık?” sorusunun cevabı, hepimiz için aynı olmalı: “Herkes için açık olana kadar.” Toplumda her bireyin varlıklarını eşit şekilde gösterebildiği, kimliklerinin kabul edildiği bir dünyada yaşamak hepimizin hakkıdır. Bu sadece toplumun küçük kesimleri için değil, herkes için geçerlidir. Yalnızca bu şekilde gerçek anlamda adaletin sağlanması mümkün olacaktır.

Sokaklarda gördüğüm her farklı kimlik, bana bu soruyu yeniden sorduruyor. Ama bu sefer cevabım farklı: “Ne zaman herkes için açık bir dünya kurarsak, o zaman gerçekten var olacağız.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hipercasino şişli escort
Sitemap
ilbet yeni girişilbet girişvdcasino girişbetexper